23 Eylül 2009 Çarşamba


Gittin
Dudaklarında hazır bekliyordu elveda
Gittin
Tarife sığmayan acılar bırakarak ardında

Yazık Sana
Yazık Bana
Yazık Aşka

Oysa...

Yüreğimi seninle mühürlemiştim
Hüzün bakan gözlerime seni çizmiştim
Baktığım sendin gördüğüm sen
Bir sözünle vazgeçerdim her şeyimden
Şimdi hangi yalan sevdaların peşindesin
Şimdi bensiz hangi hayallerdesin

Nerdesin...

Unutulacağını mı düşünüyordun giderken
Ya da senin ki gibi heves mi sanıyordun sevdamı
Ben sana gitmek için gelmedim ki
Ben seni belirli menfaatler için sevmedim ki

Sol yerimin sahibiydin kutsalımdın mabedimdin
Tırnağına taş değse kahrolurdum
Gözüne yaş düşse mahvolurdum
Masalsız uyuyamayan bir çocuk gibi
Sesin duymadan gözlerimi kapatmazdım
Yastığımın ucuna düşerken mesajların
Dalıp giderdim aydınlığının mavi düşlerine

Uçurumdan atlar gibi sevdalanmıştım sana
Ardıma bakmadan korkusuz ve cesurca

Anlamadın
Anlatamadım
Gittin
Sensiz kaldım

Şimdi, gitmek mi lazım kalmak mı
Sevmek mi hak, yoksa unutmak mı
Hiçbir savaştan geri çekilmedim
Ya sensizliğe alışacağım ya da öleceğim

Biliyor musun

Sokaklarda gezinirken kimi görsem sana benzetiyorum
Bazen sen diye başkasının yüzüne dalıp gidiyorum
Kimse sormuyor nasılsın diye
Kimse demiyor o nerde ne oldu size
Anlatıyor her şeyi bükük boynum

Rüzgâr dokunuyor öksüz saçlarıma
Ben ellerini özlüyorum

Elimden düşmüyor telefonum
Sesini arıyorum her arayanda
Sen diye cevap veriyorum çoğu zamanda
Gururumu hiçe sayıp sana ulaşan tuşlarda gezinse de parmaklarım
Gururunu çiğneyip cevap vermeyeceğini
Ne olursa olsun dönmeyeceğini bildiğimden
Ellerim titriyor arayamıyorum

Sevmek kadar kolay olmasa da
Seni unutmaya çalışıyorum
Geriye kalan ne varsa
Resim mektup hediye hatıra
Bir kibrit çalmak istiyorum hepsine
Güldüğünü gösteren bir resim ilişiyor gözüme
Ve boynuma kendi ellerinle taktığın gümüş kolye
Kıyamıyorum hiç birine
Ateşi avucumda söndürüyorum

Ve Seni hala seviyorum

Senin bana döneceğin yok
Benim seni unutacağımda yok
Acze düşüyor kelimelerim
Kendimi tüketiyorum
Sonu nereye varacak ne olacak
Umurumda değil hesaplamıyorum
Kim ne derse desin ne söylerse söylesin
Kale almıyorum

Hayatımdan beynimden kalbimden
Seni hatırlatacak her şeyi silene kadar sana aittim
Kendi ışığımda aydınlanana kadar
Güneşim

Seni unutmuyorum


Mustafa Özoğlu

3 EYLÜLDE GİDEN SEVGİLİYE


Kirpiklerim ıslanmadan dokunmuyor uyku gözlerime
İlla ki birkaç damla ağlamalıyım her gece
İlla ki bütün gün köşe bucak kaçtığım Sen
Bir bıçak gibi
Bir mızrap gibi
Bir yıldırım gibi
Düşmelisin akılsız aklıma odama ilk girdiğimde

Soluğumu kesmeli hasretin
Atmalıyım kendimi yatağımın üstüne
Tavanda seyre dalmalıyım bir film gibi senli geçmişimle
Söylediğin tüm sözleri acısıyla tatlısıyla
An be an saniye saniye hatırlamalıyım
Hiç bir şeye değişemediğim o gülüşün
Rüzgarla birlikte girmeli penceremden seni unutmamalıyım

Beraber oturduğumuz o odaya tek başıma girememeliyim
Korkmalıyım yokluğunla karşılaşmaktan
Yavaş yavaş sökerken gömleğimin düğmelerini
Omuzlarımda saçlarını hissetmeliyim
Mis kokusunu içime çekmeliyim
Sen başını kaldırıp ‘’canım’’diye yüzüme baktığın an
İki elimle yanaklarından tutup alnını öpmeliyim
İlla ki her gece hayalinle sevişmeliyim

Mutfağa gidip çayımızın altını yakarken
Senden güzel bir şarkı çalmanı istemeliyim
Naif sesiyle Aslı Güngör ‘’Aşk her şeye değer ‘’ derken
Hafifçe beline sarılıp seninle dans etmeliyim
Gözlerinin ışıltısında kaybolup
Cennet yamaçlarında gezinmeliyim
İlla ki her gece iki bardak çay doldurup hayalinle muhabbet etmeliyim

Sen diye sarılmalıyım elyaf yastığıma
Susmalıyım sonra, yüreğimin hüzün tadında ninnisiyle uyutmalıyım seni
Uyanırsın diye bir an dahi kıpırdamamalıyım
Ay yüzünü saatlerce izlemeliyim
Seni bana nasip etti diye Rabbime şükürler edip
Beni senden ayırmasın diye de 7 kat semaya dualar göndermeliyim
İlla ki her gece seninle sabah etmeliyim

Sonra kan ter içinde yatağımdan fırlamalıyım
Sen kokarken odam evim şehrim
Sağımda solumda seni bulamamalıyım
Çığlık çığlık adını haykırırken gecenin karanlığına
Serseri bir kurşun gibi darma dağın etmeli beynimi GİDİŞİN
Hepsi bir hayalmiş deyip, dizlerimin üstüne yıkılmalıyım
İlla ki her gece bu sahneyi yaşamalıyım


Sabah ezanı bozarken gecenin sessizliğini
Gözyaşlarımla almalıyım abdestsimi
Nur yüzlü dedelerin ardı sıra gitmeliyim camiye
Herkes el açıp affı mağfiret hayır bereket isteyip
Cehennem azabından sığınırken Rabbine
Ben ellerimi kalbime koyup
Dilime pelesenk olmuş o duayı söylemeliyim

-Ya kullarının kalbini evirip çeviren Cebbar
Beni yârin aşk-ı ateşinden kurtar-

İlla ki her gün,
Sensizliğin can kaybında güneş doğarken ölmeliyim


Mustafa ÖZOĞLU
08/09/09

3 Eylül 2009 günü saat 11:45’ de canımı sızlatıp giden sevgiliye
Denizlerime karlar yağmış.. Bir görsen martı zannedersin yağanları.

Öyle neşeli gülümsüyorum ki bugün hayata. Bir duysan, öldüm zannedersin kahkahalarımı.

Sahte sahte basar gibi parayı, gülüşlerin sahtesi de basılıp böyle mıhlanıyor mu yüzlere?

Aslında acılar, yangınlar yakıp kavururken yüreği, mutlu olmayı oynayıp tebessüm etmek bu kadar mı kolaydı?

Sonra dayanılmaz yangınlardan geriye, biraz kül, biraz ateş, belki birazda hüzün kalacak mı?

"Her şey güzel olacak.." masalını, dinleyerek.. Avutarak, kandırarak, aldatarak kendini yıllardır, sevdaya boyanmış bedenleri verir gibi hoyrat ellere, yine kapatıp gözlerini tüm gerçeklere. Tüm aldanışların, bütün yalanların, geçici heveslerin peşine takılıp, hala inanıyor musun aşka?

Ben deniz koydum adını, denizime karlar yağdı..
Ben mavi bildim sevdanı, bu arsız yürek mavilere aldandı..

Ne zaman düşürsem yüzümü, bir avuç deniz, bir avuç mavi alıyor gibi beni benden..

Sonra tüm anlamlar son bulup, anlamsızlıklar sarınca dört bir yanı, maviden geriye biraz gri, biraz kızıl, belki biraz da beyaz kalacak mı?

Bu sabah ağlar gibi, bir iki damla yaşı düşürdüm dudaklarımdan..

Maviye hasret, kızıla aşık, beyaza tutkun, kendim kayıp.
İlanlar mı versem bulmak için kendimi, yoksa zaten olmayanı mı yaşıyorum,
Senden az, benden çok..

Cümlelere hapsettim kelimelerimi, biliyorum virgüllerim yok.. Kitaplara sığdıramadığım noktalarım var...

Zaten herşey güzel olacak değil mi?


Ben deniz koydum adını, denizime karlar yağdı..
Ben mavi bildim sevdanı, bu arsız yürek sonsuzluğa aldandı...

Uyandığımda bir sabah, aslında varolmayanı oynayacağım.. Belki sende katılırsın, bir noktada sen koyarsın.

Bakıyorum..
Martılarım yağmış çoktan. Havada kafa bulandıran bir lodos. Kendim kendime sahip çıkamıyorum.

Ellerimi kaldırıyorum, parmak uçlarım rüzgâra dokunuyor.. Canım yanıyor.. Kaçıyorum...

Hem denizime kar yağmış, martıların kanadı kırık.. Senden mi bekliyorum sanıyorsun, bir çift sıcak avuç?
Ben deniz koydum adını, denizime karlar yağdı..
Ben mavi bildim sevdanı, bu arsız yürek gökyüzüne aldandı..

Herkesin bildiği terk edişlerden olmayacak gidişim inan ki..
O gün ne yağmur yağacak deli gibi ki arkamdan fazla küfredemeyin diye, ne de yakıp kavuracak bir güneş olacak.

Kimbilir belki yakındır gidişim...
Sen de geçer kıyıya sayarsın tek tek, ne kadar yağmışsa martı kıyıya..

Alır götürürsün en kanadı kırığı, belki de ben olurum o kimbilir...

Ben deniz koydum adını, denizime karlar yağdı
Ben mavi bildim sevdanı, bu arsız yürek denizine aldandı..
Bu gece; kırılgan düşlerimin koynunda sabahlayacağım...
Tenimde susuzluktan kurumuş, elbiseleri yırtılmış,
öfke kanamalı aşk sözcükleri kazılı...
Yine gri karanlıkların mürekkebine düştü kalemim...
Denize kıyısız durgun ırmaklar akıyor gözlerimden...

"Ben bütün yaralarımı mutluluğun içinden geçerken aldım..."

Soğuk rüzgarlar, yüzümün ağrısını içimin Maltalarına savururken;
Tutuk(lu) adımlarla voltalıyorum,
yargısız hüküm giydiğim karanlıkları...

Ardımda kanlı cam kırıkları ve ıslak hüzünlerde büyütülmüş
o kadar ayrılığım var ki,
Suskunluğuma kilitlediğim...
Üstü çizilmemiş iri puntolu harfler duruyor gözümün önünde, onarılmayı bekleyen...

ONU ARIYORUM…

Neresi zordu ki sevmenin;
Eğer duyulmasaydı kalbimin atışları...

Çatlarken sevimsizliğin ardamarı, acemi bir işkenceci kesiliyor hayat...
Oysa yıkılması zor değildi, yüreğime ördüğüm duvarın...

"Kİ O DUVAR EN ÇOK KENDİ İÇİNDE YIKILMIŞTIR"

Şimdi;
Her okuduğumda kırık-dökük güncemi, en çok beni vuruyor,
Büyük yıkımlardan devşirdiğim, içe zalim-dışa can cümlelerim
Hangi sularda yüzdürsem kağıttan gemilerimi, soğuk bir rüzgara yenik düşüyor düşlemler...

“DÜŞ/T/ÜM BATTI/M/ DERİNLERE”

Dipteyim…
Yunus’un karnında, Yusuf_i sancılarla, sabır tesbihleri çekiyorum…
Duaya açılıyor mücrim ellerim,
Gecenin yarısı, duvarlarında küfür yazılı odamda...
İhbar ediyorum sevda kaçakçısı duygularımı,
Durmadan (d)üşüyorum geçmişin karanlıklarında...
Usul usul dolaşıyorum düştüğüm duvarların g(e)risinde…
İzi duran yaralarımdan biriktirdiğim bir başkaldırının, hesapsızca çöreklendiği, kıştan kalma bir ayazım şimdi, üşüten…

"ZATEN BEN HİÇ BAŞEDEMEDİM Kİ,
OLUMSUZ SATIRLARIN, BOŞLUĞA DÜŞÜREN ÜNLEM İŞARETLERİYLE..."

Her parantez bir yanılışım,
Her satır başı bir umut ve her nokta bir ölüm oldu, gecenin çıldırtan sessizliğinde…

Oysa ben seni,
her gece duvara astığım acılarımdan süzüp bağrıma aldım…
Hüzün büyüğü gözlerine yaslanmanın,
ne büyük bir onur olduğunu bil(e)medin…
Artık içimin ağıtlarına dokunma ey kelepçesi hükümlü rüzgar !..
Kaç ölüm düştü tutsak günceme…
Geçmişine sövülmüş bir hükmün infazında ertelendi gülüşlerim…
Şimdi her gülüşümde yüzüm kirli…
Koşarken yırtıldım işte;

DÜŞ/T/ÜM BATTI/M/ DERİNLERE...

Rüzgâr keskin ısliğı ile şarkıma eslik ediyor.
İstasyon Caddesi'nin tenhalığı nedense ilk defa içime dokunuyor.
Arabaya binsem ve birlikte gezdiğimiz yerlere gitsem,
evimde şiirler okuyarak telefonunu beklesem,
telefonunun gelmediği zaman seni başka yerlerde arasam.
Sonra sen gelsen yanıma, yine "seviyorum" desen,
ben yine senin gözlerinde sonsuzluğa mahkum edilen askımı görsem.
Ayrıca şarkılar gerçek oldu bu kez.
Caddelerde rüzgâr, aklımda aşk var.

Yalnızım, üşüyorum, özlediğimse çok uzaklarda.
Bahçeme melekler yağıyor, hepsi de tanıdık.
Senden doğan, gözlerinde hayat bulan, bizi koruyan,
kollayan ve en önemlisi ikimizi bir araya getiren melekler...

Son kez yine seninle gezmiştik oraları.
Sen kim bilir belki de, uzak bir kıtanın, uzak bir şehrindesin şimdi.
Benimse her şeyim aynı.
Geceleri bodrum katlarına yağmur daha çok yağıyormuş,
bugünlerde bir tek bunu öğrendim.
Bir de geceleri daha uzun sanki, bitmek bilmiyor.
Bana anlatmak için neler biriktirdin içinde?
Benim sana anlatacağım yeni bir şeyler yok.

Dedim ya, her şey ayni.
Ama sanki biraz mahsunluk çöktü üzerime,
bir de gülüşlerim sanki biraz azaldı.
Sen olsaydın hemen anlardın. Sen benim her şeyim din.
Arkadaşım, dostum, öğretmenim, talebem, sevdiğim.
Koşulsuz bir sevgiyle sevdim seni, bağlandım.
Sen kim bilir belki de, uzak bir kıtanın,
Uzak bir şehrindesin simdi.
Benimse içimde kocaman bir boşluk var. Hayır,
Üzülmüyorum, içimdeki boşlukta bir tek özlemin yankılanıyor.
Hayır, sana anlatmak için yeni şeyler biriktirmiyorum içimde,
çok istesen hikayeler uydururum.
Ama hikayelerim den önce itiraflarım olacak.
Kendimden bile gizlediğim duygularımın itirafları.
Sana aşık olmaktan delice korktuğumu,
sana bakarken içimin titrediğini.
Daha pek çok, sırrımı anlatacağım sana.
Gerçi anlatmama gerek yok,
sen zaten hepsinin çoktan farkındasın... Sen kim bilir,
belki de uzak bir kıtanın, uzak bir şehrindesin şimdi.
Bense odamda senden uzak.

Hayır beni merak etme, üzülmüyorum.
Biliyorum, ikimizde yoktuk bu aşk başladığında
ve çok iyi biliyorum,
sonsuzluğa mahkum edildi bizim aşkımız.
Dedim ya, beni merak etme. Üzülmüyorum.
Yalnızca biraz, biraz üşüyorum...

2152256

Katran karası geceler vardır, seni bağırına basmıştır.!
Kalemi ele aldırır, yazdırır, çizdirir… Ama ne birşey değişir, ne yeni gündeki güzellikler için haber verilir.!

Gecem soğuk_!

Odam sensiz_!

Ümitler bitmiş_!

Kadehimde şarap bitmiş, hayalin gitmiş_!

Anlar vardır, şarkılarda buldurur matemi_!

Sözler bir yana dursun, ritimler bile acıtır içini.
Kanatır kapanması zor yaralarını, her bir enstrüman sesi...!
Oysa yaraların kabuk bağlamaya yüz tutmuştur...
Bir şarkı duyarsın bir yerde..
Her bir söz çarpar darbeyle,her bir enstrüman sesiyle açılır kabuklar, dilindeki çığlıklara, ahlara aldırmazlar.!

Ve sen içinde sorguya başlamışken... şarkıda tınılarıyla acıtır bir yandan, bir yandan da sorguna eşlik eder;

Gecem soğuk_!

Odam sensiz_!

Ümitler bitmiş_!

Kadehimde şarap bitmiş, hayalin gitmiş_!

Anlar vardır, şarkılarda buldurur matemi_!

Sözler bir yana dursun, ritimler bile acıtır içini.
Kanatır kapanması zor yaralarını, her bir enstrüman sesi...!
Oysa yaraların kabuk bağlamaya yüz tutmuştur...
Bir şarkı duyarsın bir yerde..
Her bir söz çarpar darbeyle,her bir enstrüman sesiyle açılır kabuklar, dilindeki çığlıklara, ahlara aldırmazlar.!

Ve sen içinde sorguya başlamışken... şarkıda tınılarıyla acıtır bir yandan, bir yandan da sorguna eşlik eder;

Dağlar mı, yollar mı, denizler mi engel_?

Neden_? Neden gelmez oldun_?

Eller mi, diller mi, sözlerim mi engel_?

Neden_? Neden gelmez oldun_?

Sorgular vardır, sadece kanatır! Asla cevap buldurmaz.!

Sorular, sorular, sorular.. Cevabı yok, muhatabı yok ve hatta soranının aynada bir sureti bile yok.!
Devam edip gider sorgu, tâki yaranın kanı dışına sızıpta, sol yanın kızarana kadar.!
Umudunu bir hışımla alırsın avucuna, elini götürürsün zorlukla sol yanına, ama kanın akmaya devam eder..
Beliki acının dinmeye niyeti yoktur.! Umut tuz misali kanatırda, bir merhem "O"dur kapanacak yarana.!

Zaman durdu, gökyüzünden yıldırımlar düşerken..

İçimdeki yağmur dindi, yoruldum beklemekten.!

Izdıraplar vardır, söyletir, "O" duymasada gecelerine seslenir.!

Derken biter son enstrümanın son darbesiyle matem..katılırsın çığlık atarcasına tekrar edersin can havliyle..
Yeter artık bitsin.! Yoruldum Beklemekten!!!!!! dersin.
Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda,bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
Her hece aklımın kabristanlarında yankılanan sahipsiz bir ölüm çığlığı,
Masumiyeti sesimde eskiyen ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
Ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
Yüreğimin sevda çukurlarında… Hadi yâr kendini al gecelerimden ve git!

Zaten bir uzak düştü benimki; Ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
Şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken, ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
Ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde hani meçhul bir izbede seninle el ele…!

Oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben, bilmem hangi şehrin emanetçisinde ve senden habersiz,
Adından acılar türetiyorum şimdilerde… Dilimin ucuna geliyorsun bir zaman, yaşamak soruyorsun!
Yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,dönüşsüz bir Türkünün kambur sesinde yitip giden…!
Ve dinledikçe kendimi, kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
Ben kaçmak isterken her şeyden, gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
Sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer, her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin

Ve bizden çok uzakta mevsim çömezi bir haziran sonbahara uyanır...

Gözlerinde bir mavi yangın Ve saçlarından dökülür martılar, pasaklı bir deniz kızının
Sâhi martılar diyordu bir şair: “Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
Yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
Sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
Yağmasın diye kulelerde saklanan..!

İşte böyle “can” dediğim;
Yetim çocuklar hüznünde kâhır yüklü gölgeme çokça sahiplik etmişken bedenim,
Yorgunluğun kıyısında hüzün olup işlenmişim ömür gergefine… çapulcu dillerin nazarında
Sevdaya zûl libaslar giyinen, uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım… Ötesi yok!

Gurbet yokuşu ağlamalar pazarında İki damla gözyaşıymış bedelim Ve soyunup benliğimden
Elem üstüne elem giyinmiş sana pervane yüreğim gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
Hiç ses etmemişim, meğer ne çok kedermiş gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!

Yolların koynunda başımı yaslayıp ölümün yamacına,bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
Sen kaç benim kalabalığımdan Ve bir intiharın şafağında sesini sil şiirlerimden
Olmasın dönüşü gittiğin yolun, kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde sonsuz bir gidişle unutmalara aç yüreğini,
Yüreğini toparla yüreğimden, cellat bayramı asılışlarda, nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
Ve zamana not düşsün akreple yelkovan, yüzün kalbimin ortasında... Yalnızlık yazgısı yemin olsun ki belki
arınıp mezar kalabalıklardan... Ben yine ben olurum…! Yağmurlu bir gökyüzü akşamı...
Hani olur ya!
Düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“Ziyan ömürler kucağında
Kendine has ölümler büyüten
Bir deli çocuktu” dersin…
Hadi git şimdi
Git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…